GAŞGACI ALOSMAN


ein Bild

GAŞGAÇI ALOSMAN

Haley kişinin dükkanındaki akşam muhabbetinde sabah erkenden Kars’a gitmek üzere sözleştiler, Tasin’in hızeyiğle gideceklerdi , hem hızek çok yeni ve genişti hem de atları gayet özenle beslenmiş ve güçlü hayvanlardı.Tahsin hızeği sürecekti. Hızeğin arka koltuğunu tamamen kaplayan devasa kürkün üstünde Gaşgaçı Alosman ve Kor(kör; buradaki K karfi ky birleşimi gibidir) Gelender oturacaktı, ön tarafta ise Hemidöylülerden Guru İsrefil ile belki hapanda hamballık işi felan tapar da üç-beş kuruş kazanırım hayalleri içerisindeki Zoğalların Hasanı.
Sabah Erkenden buluştular köyün ortasında , hepsi uzaya gidecek gibi son derece sıkı giyinmiş ve tank mermisi işlemeyecekmiş gibi görünen Sibirya soğuğunun dahi vızıltı gelebileceği kürklerini gururla omuzlarına atmışlardı, doğrusu birer terminatör gibiydiler.Köyün çıkışındaki Mezarlığın yanına gelinceye kadar hava sanki kandırıyormuşçasına sakin bir ayazla uğurluyordu onları, ama rampa aşağı inipte “Tikdaş”a geldiklerinde bir tipi, bir boğanak çıktı ki tarifi imkansız.
Ön tarafta oturan ve karşıdan gelen kum halindeki kar tanelerinden mümkün olduğunca korunmaya çalışan Tasin’in sadece gözleri hava ile temastaydı, kürkün ön tarafa bakan kısımları ayazın yarattığı “gıroy”dan ve Tahsin kişinin nefesinden buz haline gelmiş,ancak bu kışları çook gördüğünü düşünen Tahsin kişi umursamaz biçimde atları çık çık lıyor ve hafiften gunutluyordu diz üste oturduğu kalın minderinden.
Tipi gittikçe azıyordu… Tasin kişi, önünü görmeği bir yana bırakın sürdüğü atların kulaklarını dahi göremiyordu, ön tarafta bembeyaz bir örtü ve sürekli bu örtünün içine giren şahbaz atları ona gurur veriyordu ama her an karşısına canavarın (kurt) çıkacağı ve hayvanların barsaklarının yere döküleceği korkusu ile yanında buz kesmiş av tüfeğine de biraz daha sıkı sarılıyordu. Elindeki parmaksız tiftik eldiven olmasa parmaklarının dakkasında töküleceğinden emindi, kürkünü ağzını burnunu korumak için biraz daha kapatıyor ama tipi nefesini kestikçe mecburen biraz aralamak zorunda kalıyordu.
Yan tarafta Guru İsrefille Zoğalların Hasanı köyde pek samimi olmasalar da kızağın ön kısmında birbirlerinin neredeyse ağzının içine gireceklerdi, sıcaklarını birbirlerinden hiç esirgemeden hemen hemen vücutlarında ısı yayan tüm yüzeyleri birbirine yapışmıştı.Arka koltukta ise kocaman kürkün altında Kor Gelender ile Gaşgaçı Alosman’ın değişik bir muhabbeti vardı,kürkü çadır halinde kafalarına geçirmişler, dışarıdaki kıyamet umurlarında olmadan fantiye tutuşmuşlardı kürkün altında… Kağıtları tam göremediklerinden de kendilerine küçük bir ışık aralığı bırakmayı ihmal etmemişlerdi,Alosman anasının memesi gibi ağzından düşürmediği ikinci cıgarasıyla Gelenderin beynini ufalıyordu ama Gelender kibar biri sayılırdı ve öksürüklere boğulsa da hiç itiraz etmiyordu bu duruma.Düşündüğü, sadece geçen sefer olduğu gibi kürkünün gırağının yanmasını bir biçimde engellemekti.
Hızektedi keyf Şah oğlu Şah Abbasta bile olamazdı, mübarek, bir” mersedesden” daha konforluydu, kendinizi Kadıköy-Sirkeci vapurunda boğazın en güzel günlerinde bile bu kadar lüks içinde bulamazdınız, füze gibi giden kızak arada bir de “Tump, tump!” diye sesler çıkarırdı ki yaşamın ne derece hoş olduğunu bundan daha fazla hissettiren bir duygunun olması imkansızdı,eksik olan sadece vapurda içilen çay olabilir demeyin çünkü en azından o bayat çayları üstelik te dünyanın en pahalı çaylarını içmemek te büyük bir zevktir.
Kor Gelender iyi bir kumarcıydı, Gaşgaçı Alosman ise kumara çok meraklı bir köylüydü, bu sebeple eğer kumara verecek parası varsa bu paraları Gaşgaçı Alosman’nın elinden mutlaka Kor Gelender alırdı zira hem Kor Gelender Ustaydı ve hem de Gaşgaçı Alosman şimdiye kadar yenemediği Gelenderi mutlaka ama mutlaka yenmesi gerektiği hırsıyla yanıp tutuşurdu.Gaşgaçı Alosman’nın kumar merakı sık sık başına bela açmıştı ama hem alışkanlık ve hem de zevk duyması sebebiyle bir türlü vazgeçememişti oynamaktan. Her seferinde kahveye girdiğinde cebinde parası varsa kumar masasına oturur, özellikle iddialı olduğu tavlanın başına kurulduğunda herkese “furuko” ısmarlardı, millet mal bulmuş mağribi gibi masanın etrafını donatır ve furukolara girişirken şimdiye kadar hiç kazanamadığını düşünerek yine kazanamayacağını akıl edemeyen Alosman bütün furukoların parasını yeneceği rakibinin ödeyeceği düşüncesiyle keyiflenir ve taşları daha hırsla ve kuvvetlice tavlaya vururdu, sonunda her zamanki gibi yenilir ama neden yenildiğine de şaşıp dururdu.
Bu alışkanlığından vazgeçmesi için bütün akrabaları ve kendisini gerçekten seven arkadaşları, yoldaşları değişik yollar dener ama bir türlü başarılı olamazlardı. Bir keresinde ağabeyi Mehemmet Kişi ona iyi bir ders vermek için Kor Gelender’e bir akıl ve de herhal biraz rüşvet verdi…
Gelender, Hırmantepe’deGaşgaçı Alosmanla iddialı bir tavlaya tutuştu iş güç olmayan bir yaz gününde, önce birkaç saat içinde elindeki tüm parasını aldı Alosmanın, sonunda da hınzırca,
“ Ola Alosman gene uduzdun, isdiyersen galhah…” Alosmanın uslanmaya pek niyeti yoktu,
“ Andıra galsın… pulum galmadı, ahh, birez daha pulum oloydu sen görerdin,”
dedikten sonra utangaç bir biçimde mavi gözlerini kırpıştırıp,yüzüne her zamanki çocukça ifadesini yerleştirerek,
“Birez borç verersense davam edebileriyh” Gelender dersini de almıştı rüşvetini de, “Yooh, yemin billah etmişem humar borcu vermezem de almazam da.”
“…”
“Emme… bir başka yol var.”
Alosman Heyecanla atıldı
“Nedi?”
“Ayrı zada oynuyah?”
“Neyine?”
“Mmm, mesele şafgasına?..”
Körün istediği bir göz, Allah vermişti iki… Alosman tereddütsüz başındaki yedi köşeli terekeme şafgasını çıkarıp yere çaktı ve,
“Ahan şafga, di haydi gel!..”
Tavla devam etti ve tahmin edilebileceği gibi yenilen pehlivan bir daha yenilmişti ve yenilen pehlivanın yanakları pembeleşmiş, bir şeyler demeğe çalışırken dudaklarının sinirden titrediğini gizlemeğe çalışmıştı Alosman…
İnsafsız Gelender iyice kışkırttı bizimkini,
“İsdiyersen devam edeyh?”
“Neyine?..heç bir zadım galmadı ki…”
“Var…”
“???”
“Çeketine…”
Gaşgaçı Alosman bir an tereddüt geçirdi ama “şafga”sını geriye almalıydı, yavaş yavaş kruvaze ceketinin düğmelerini çözdü, astar tarafını çevirdi ve özenle katlayıp ortaya koydu.
Zarlar daha acımasızdı bu sefer, oyun üç mars bitmişti ve… cekette gitmişti.
Derken sıra gömleğe, daha sonra atlete, cızlavet lastiklere,daha yeni dokunmuş dummağ yun coraflara ve de sonunda pantolona gelmişti,sonunda kala kala üstünde tek bir tumanı kalmıştı zavallı Alosman’ın ve ancak o zaman durumun nezaketini görebilmişti,
Gelender ,
“Tumanına.”
Demiş ama Alosman bunu kabul etmemiş, bir taraftan da yalvarmaya başlamıştı,
“Ola Gelender, gadanalem, heç olmazsa şalvarımnan köyneğimi ver öye geder gidem sora getirif geri vererem.”
Gelender insafsızın tekiydi,
“Yoooh, vallah yemin billah etmişem humardan kazandığımı heç bir vahıt geri vermemişem vermezemde.”
Zavallı Gaşgaçı Alosman gece karanlık çökene kadar hırmantepede bir gayanın altına gizgenmiş ve daha sonra dikkatli bir şekilde kimseye görünmemeğe çalışarak evinin yolunu tutmuştu, aksilik bu ya,mahallenin çocuklarınun o akşamki top’u biraz daha uzamış ve birce tumannan evine gitmeğe çalışan Alosmanı görmüş, eve kadar peşine düşüp gakkıltılarla başına gülmüşlerdi.
Başına gelen bu olay Alosman’yı gene uslandırmamış aksine Gelender’i mutlaka yenmeyi iyice kafasına koymuştu, yine Eleyhberin kahvesinde kumara tutuşmuşlar , bu sefer Eleyhber’i esir almış ve tam iki gün iki gece kahveden çıkartmamışlardı, neyi var neyi yoksa Gelender’e kaptırmış, han’a, bıraktığı atının alafsız ölmek üzere olduğunu söylediklerinde hiç te istemeden zar zor kalkmıştı masadan.
Şimdi düello Tasin kişinin hızeğinde devam ediyordu ama bu sefer galiba Gaşgaçı Alosman yenecekti fantide . …
Gaşgaçı Alosman Yerde yığılmış kağıtlara kılıç valeyi basmıştı ardından da kahkahasını vee Kor Gelender elindeki son kağıdı olan “Gızıl Onlu”yu (karo onlu) küfürle beraber yere çakmıştı, oyunda bu sefer Alosman galipti ve durum dört-sıfır dı, bu oyunu da alabilse hayatında ilk defa Kor Gelenderi yenecek ve üstelik te tam ikibuçuk lirasını elinden alacaktı.Gelender kişi son kağıtları dağıttı ve yavaşça açtığı kağıtlarının içerisindeki sinek birli’yi gören Alosman neredeyse heyecandan ölecekken… olan oldu.
Hızeyin ön tarafında oturan Guru İsrefil karşıdaki kürkün altındaki hay-hengem’i merak etmiş ve kumarcıların kürkünü kenarından tutup hafiften kaldırdığında, şiddetli tipi yerdeki “Gızıl Onlu”yu kapıp boğanağa garıştırmıştı bile!!!.
Alosman ne yapacağını şaşırdı, önce donup kaldı, elindeki kağıtlarla bir müddet baktı ve daha fazla beklemeden şaşkınlığını yendi, hızla elindeki kağıtları kürkün altına sokuşturup kendinden umulmayacak bir çeviklikle ayağa fırladı ve tipinin, boğanağın sesini bastırmak için var gücüyle bağırmaya başladı,
“Ola Tasiiin!...Tasin, dur…dur gurvanın olom , gızıl onnu uşduuu!!!”
Öyle bir bağırmıştı ki, Tasin’in duymamasını bırakın, neredeyse atlar ürküp gemi azıya alacaklardı, Tasin telaş ve korkuyla kantarmalara asıldı, köpük içerisinde kalmış atlar neredeyse karınlarına kadar yükselmiş olan karı tapanlayarak durmaya çalışırken Gaşgaçı Alosman tekerlenerek Hızeyhten atlamış ve geldikleri yönün tersine doğru karlara bata çıka koşarak boğanağın içinde kaybolup gitmişti.
Tasin atları durdurmuş ama dehşetli tipiden hızeyin içinden hiç kimse yerinden kımıldamaya cesaret edememişti, bir an hepsi düymelerine basılmış gibi telaşa kapıldılar, Gızıl onlu çok önemliydi ama Gaşgaçı Alosman daha önemliydi,ya onu canavar parçalasaydı?...O olmasa o kadar yükü kimin gaşgası taşıyacaktı,ondan daha ehveni yoktu ki… üstelik genellikle hemen para da istemezdi, özellikle domatesli fere çok hoşuna giderdi ve para yerine millet ona fere olarak borçlanırdı, ama bir de kazara sözünü tutan bir köylü olursa ki- bir keresinde Ceferrilerden Şino tutmuşdu- doğru yaptığı düşüncesi onu öylesine bir mutluluğa boğardı ki kumarı falan bile unuturdu…Gaşgaçı Alosmanın kumar oynamadığı bazı zamanlar işte bu zamanlardı fakat köylülerden hiçbirisi bunu yorumlayamazdı… Birgün Sonanın Nejmeddini ona kokmuş bir fere vermişti ve zehirlenmişti zavallı ama o kabahati kendinde bulmuştu, öyle ya, göyermiş çeçil pendirinin üstüne töyoh yerse böyle olurdu elbet, dohdurlar bele dememişmiydi… Bir zamanlar Muayehanesine gittiği Dohdur Budah onu uyarmıştı Gohmuş töyoh yememesi için ama o gene yemişti işte, acı patlıcanı kırağı vurmazdı ama bir kere de vurmuştu…hem sonra onun hasta olmak gibi bir lüksü yoktu ki bir kere de hasta olsundu , ne olurdu ki?...
Gaşgaçı Alosman hızeyhden hoppananda Tasin kişi mecburen hızeyi durdurmuştu ama ele bir boğanah vardı ki dakkasında hızeyh tipinin altında kaybolmuştu adeta, köylüler bu durumlarla çok karşılaşmışlardı , gerçi bu tüpü ele bele bir tüpü değildi ama yine de hiç telaşlanmadılar, yeterki Canavar atları parçalamasın…
Beklediler… belki saatlerce , onlar için saatin hiçbir önemi yoktu aslında, bildikleri birce şey günün doğduğu ve battığıydı …hası saatte olarsa olsun onlara ne?…önemli olan karanlık ve aydınlıktı ve hepsi de buydu…
Gaşgaçı Alosman tüpü boğanahta itif getmişti, hepsi merak içindeydiler ama Guru İsrefil yüreklerine biraz su serpti,
- Vallah ona heç bir zad olmaz, günnerin birinde ele bir gar yağmıştı ki men diyem bir metre sen de beş metre , Alosman seher vahdı öyünün gavağını kürüyende bir de görörkü bir canavar… şineyilini goluna doluyor , tam canavar ona gelende şineyilli golunu canavarın boğazınnan içeri sohor, andır canavar bunun golunu ele bir çiyniyer ele bir çiyniyer ki beş-altı ay golunu terpedemmedi…neyse, bu canavarı geverder onnan songra da postunu aralığa eyah altına ater… Onçün talaş ellemeyin canavar ona heç bir zad elliyemmez.
Köylüler Guru isrefilin palavracı olduğunu biliyorlardı ama yine de Alosman’ı merak ediyorlardı , dakikalar saat gibi geçti, hızeyh neredeyse karın altında kaybolacaktı ama geçden geç tüpü yavaşlamaya başladı ve Allahın hekmeti ya, birden bir gün çıktıki diyesen yazın lap ortası dı … Her taraf üşşe kimi ortadaydı, hele müberek Gars’ın bir görünmesi vardı ki dummağ garların dalında, evet…insan burada…burada yaşamalıydı ve burada ölmeliydi işte…
Gaşgaçı Alosmanı gördüler pamuk gibi karların arasında , hala gızıl onluyu arıyordu ama galiba ümidini de kaybetmişti garip… Aralarında en erken kendine gelen Gelender elindeki kağıt ikibuçuk lirayı sallıyor, bağırıyor bir taraftan da kahkahalara boğuluyordu,
“Ola Alosman, geeel!! Gel Allah öyünü yıhmasın,tamam udduuun,udduuun.”
Gaşgaçı Alosman boynu bükük hızeye doğru kısa adımlarla yürüdü ve arka koltukta yerini aldı, suratı karmakarışıktı, hızeyh yoluna devam etti ve her kes su-pustu…
Birden Gaçgaçı Alosmanın sufatında güller açtı,gözleri parladı ve avazı çıktığı kadar bağırdı,
-Udduummm!!,Udduumm…
Gızıl Onluyu uçuran yel andırı götürüf Tasin kişinin kürkünün yakasının arasına sokmuştu.

ÇILDIR FM
 
Reklam
 
HAVA DURUMU
 

HABER 24
 
 
Ziyaretçi Sayısı: 30096 ziyaretçi
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=